Bu görseli bir şekilde görmüşsünüzdür diye tahmin ediyorum. Ama bilmeyenler için kısaca özetlemek istiyorum.

İkinci Dünya Savaşı sırasında hasarlı dönen uçakların nereden hasar aldığını gösteren bir grafik hazırlamışlar (bu görsel yani). Buna baktıktan sonra da çoğu kişi “hasar alan yerleri güçlendirelim” sonucunu çıkarmış. Aralarından bir matematikçinin “Asıl hasar almamış yerleri güçlendirmemiz lazım.” çıkışı başta ilginç gelse de veriyi doğru şekilde analiz etme konusunu ortaya koymuş. Bu noktalardan hasar almasına rağmen uçaklar bir şekilde geri dönebilmişler, demek ki hayati noktalar bunlar değil. Geri dönemeyip düşen uçaklar diğer noktalardan hasar almış olmalı ki düşmüş.

Bir diğer analiz örneğim de kasklarla ilgili. Motosiklet…

Anlatılan odur ki, güzel bir bahar gününde gençler her zamanki gibi sohbet edip eğlenmek için bira bahçelerine gitmişler. Kahkahalar, gülüşmeler havada uçuşurken güneşin de verdiği etkiyle, bol bol bira tüketiyorlarmış. Çeşitli yarışmalarla kendilerini kanıtlamaya çalışırken de daha geç sarhoş olmak için yöntemler arıyorlarmış.

Tam o sırada, güneşin gözlerini aldığı noktada bir grup Arjantinli belirmiş. Sessizce gelip masalardan birine yerleşmişler. Herkes onlara bakıyormuş ama hiçbiri konuşmuyormuş. Ortamdaki gerginliği ve sessizliği fark eden garson yavaşça masaya yaklaşıp bir şey isteyip istemediklerini sormuş.

Arjantinlilerin başı gibi gözüken iri yarı birisi, yavaşça başını kaldırmış ve: “Bira!” demiş. Ne kadar istediklerini sorunca da hepsi bir…

Son 9 ayda, öyle ya da böyle çoğumuz uzaktan çalışma koşullarını tecrübe ettik. Psikoloji eğitimi aldığım için bu süreçte, uzaktan çalışmanın psikolojik tarafıyla ilgili çok araştırma yaptım, makale okudum. Sonunda da neler yapılabileceği ile ilgili bir yazı dizisi hazırlamak istedim ve işte karşınızda ilki: İşe Katılım Süreçleri!

Geçtiğimiz yılın Great Place to Work ödülünü kazanmış bir şirket olarak, daha iyisini yapabilmek için çalışanlarla görüşmeye ve süreçleri geliştirmeye devam ediyoruz. Pandemi öncesinde de zaten haftada 1 gün evden çalışıyorduk. Yani uzaktan çalışma süreçlerine ve kullanılabilecek teknolojilere aşinaydık. Bunun bir adım ötesine geçebilmek için de bu süreçte bazı araştırmalar ve çalışmalar yaptık.

Kullanıcı deneyimini geliştirmek, daha doğrusu kullanıcıların uygulamanızda daha uzun kalmasını sağlamak için güzel bir terim var: “Immersive Experiences”.

Kaba bir şekilde Sürükleyici Deneyimler olarak Türkçe’ye çevirebiliriz sanırım. Kullanıcının dikkatini diğer bildirimlerle ya da dışsal etkilerle dağıtmayan bu tarz uygulamalar gerçekten de kullanıcının etkileşim oranını oldukça arttırıyor.

Dikkat dağınıklığını engelleyen (distraction-free) arayüze sahip bu uygulamalar tam ekran olarak çalışıyor. Şimdi diyebilirsiniz, diğerleri de tam ekran değil mi? Bunlar daha da tam ekran… Telefonunuzun bildirim çubuğundan saatinize kadar her şeyi kapsayıp ekranın tamamını kullanıyor.

Bir araştırmaya göre* %280 oranında kullanım oranını artırıyormuş. Anket uygulamaları ve konsantrasyonun önemli olduğu üretkenlik tabanlı uygulamalar bu…

Bazıları online reklama neden bu kadar para harcıyoruz diye soruyor, oysa ki herkesin bu bütçeyi ayırdığı bir alanda “yapmamak” diye bir seçenek yok. En fazla “ortalama kadar yapmak” seçeneğiyle yerinizde sayabilirsiniz.

10 kişinin olduğu bir pazar alanında herkes aynı ürünü satıyor olsun. Müşterinin alana girip doğrudan size gelme olasılığı, sizin branding gücünüze bağlı olmakla beraber çok düşük. Hele ki internet elinin altındayken, tüm seçenekleri 10 dakika içinde gözden geçirip, fiyat/performans olarak en uygun olanını tercih eder.

Bir yandan da hepsi eşit bile olsa, 10 kişi sadece tezgahın başında dursa, müşteri yorulana kadar tek tek dolaşıp sorar. Ama satıcılardan 1 kişi…

Beni tanıyanlar bilir, linux maceram 2008'in Aralık ayında Pardus’u keşfetmemle başladı. Sonrasındaki 5 yıl da başka hiçbir şey kullanmadım. Yavaş yavaş geçtiğim Ubuntu ile de bu günlere kadar geldim. Şimdi gizlemeye gerek yok, arada Windows da kullandım ama her fırsatta kendimi Ubuntu’ya attım ve son 3 yıldır da kesintisiz olarak mutlu bir ilişkimiz var kendisiyle.

Bir süredir UX tarafıyla ilgileniyorum. Hem psikoloji geçmişim, hem yazılıma merakım hem de yeni arayışlara girmem sebebiyle piyasadaki online giriş eğitimlerinin çoğunu aldım diyebilirim :). Sıra uygulamaya gelince maalesef ki duvara çarptım!

Baktığım çoğu UX için önerilen uygulama ya “Mac only” ya da yanında bir…

Yıllardır bir şekilde işe alım süreçlerine dahil olup birçok başvuru inceleme fırsatım oldu. Başvurulan işin özelliklerine göre diline ve imlasına belli oranlarda dikkat etsem de en çok canımı sıkan, yazılım geliştiren birinin imlasının göz kanatacak şekilde olması.

En temele dönmek gerekirse, dil dediğimiz şey aslında matematiktir gibidir. Belli kuralları, yapısı, formülleri vardır. “-mi” eki sonrasına geldiği kelimenin harflerine göre “-mı”, “-mü”, “-mu” olabilir mesela. Ya da “-de” ekini nasıl yazacağınız kurallara bağlanmıştır.

“3+2=5” ≅ “dahi anlamındaki de ayrı yazılır”

Dilin matematik gibi olduğunu kabul ettiysek sıra gelsin neden yazılımcıların metin yazımına bu kadar çok takıldığıma.

Sen daha kendi konuştuğun dili doğru yazamıyorsun, nasıl kod yazabilirsin ki?

“Yazılım dili” diye boşuna denmiyor sonuçta, onların hepsi bir “dil” çünkü. Kendi…

Hayatınız bir filmse yolculuklarınız da yeni maceralara yelken açmanızı sağlayan en heyecanlı sahnelerindendir.

Hayatımızın merkezine sinsice gelip oturmuş sevgili Facebook, geçtiğimiz haftalarda marka sayfaları olanları üzecek bir duyuru yaptı. Haber akışı (News Feed) algoritması üzerinde yeni bir güncelleme yaptıklarını ve artık görünmek isteyen markaların daha çok para harcaması gerektiğini söylediler… Yok yok, açık olarak öyle demediler tabi ama sonuç buna bağlandı.

Haber akışında marka içeriklerinden çok tanıdıklarınızın, ailenizin, arkadaşlarınızın içeriklerini göreceğinizi, bunların sizin için daha “değerli” olduğunu söyleyen Facebook, marka sayfalarının içeriğini en sonda göstereceğini iletti.

Yapılan yeni güncellemeyle beraber, takipçilerinin haber akışına giremeyen Facebook sayfalarının organik erişimlerinin ciddi bir düşüşe geçeceği kesin. …

Birçok markanın teker teker 360 derece kameralar çıkarmaya başlamasıyla beraber her yerde 360 derece videolar görmeye başladık. Her ne kadar ülkemiz henüz bu konuda o kadar da yoğun kullanıma sahip olmasa da 360 derece kamera ile çekimler görmeniz mümkün.

360 derece fotoğraf çekip paylaşmak görece daha kolay olsa da 360 derece video çekerken dikkat edilmesi gereken birkaç nokta bulunuyor.

1- 360 derece kaydettiğinizin farkına varın

Normal bir kamera ile çekim yaparken sadece vizörden gördüğünüz görüntüyü kaydettiğinizi bilip ona göre bir perspektif ayarlarsınız. Bu alanın dışında kalan herhangi bir görüntü sizi ilgilendirmez. …

Gizem Belen Akgüney

#Dijital Proje Yöneticisi, #Yoga yapan bir #Psikolog Instagram: gizemb

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store